Subscribe:

Pages

Atlıkarınca

— Edip Cansever / Ben Ruhi Bey Nasılım
(Sonrası Kalır II, sayfa:66)

"Balıkla Deniz Tutan Adam"




Gece yarısı oluyor ve bir sigara yakıyorum. Dünyayı dinliyorum. Bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor.

Gece yarısı oluyor ve kadehimi yalnızlığa kaldırıyorum. Bu kadar insan arasında insanlar yalnız kalmayı nasıl başarabiliyor?

Gece yarısı oluyor. İçindeki o eksiklik hissi varya, o hiç geçmiyor.

Saat gece yarısını gösteriyor. Yirmi küsur sene önce doğmuşum, o gün bu gündür ölüyorum.

Karanlık oluyor. Boğazında düğüm oluyor bazen. Geçmiyor.

Yağmur yağıyor. Bugün dünden sonra geliyor, yarın oluyor. Yada hiç. Zaman duruyor.

Kelimeler her duyguyu anlatmaya yetmiyor. İnsan kendine yetemiyor.

Kimileri yalan söylüyor. Başkalarına yada kendine. Zaten insan en kolay kendine yalan söyleyebiliyor. Duyduğum en acınası yalan ise "yalnızlığın güzel olduğu ve yalnızlığın sevildiği" oluyor. Kendilerine yalan söylüyor insanlar.

Bazen çok şey söylemek istiyor insan ama hiçbir şey söyleyemiyor. Susuyor.

Öyle çok susuyor ki insan, yaşadığını unutuyor. Bazen hâlâ yaşıyor muyum diye soruyor kendine, hâlâ sahiden diri miyim diye sorguluyor, hayatta mıyım diye kendine bir tokat atmak istiyor insan; "bakalım hissedebiliyor muyum hâlâ..."

Başkalarının mutluluğu bile batmaya başlıyor bir yerden sonra: "Bu lânet insanlar niye bu kadar mutlular?"

Derin bir iç çekiş sırasında göğsüne saplı duran kimsesizliğini farkediyor insanoğlu, binlerce beden arasında bile yapayalnız olduğunu anlıyor. Yalnızlıktan oluyor hep, kağıt kesiği gibi acıtıyor; o küçücük yara hayattan bezdiriyor.

Neden hep böyle oluyor?

- Biz yalnız kalmak için yaratılmamışız, sevginin nasıl bir şey olduğunu her insanoğlu bilmeli. Sende olana sahip olmak için dünyaları verirdim.
+ Neye sahipmişim ben?
- Aşka. Aşık olduğunu kokundan anlayabiliyorum.
(Fringe - “A Short Story About Love” S04E15)


Burak - 03.12.2012 / 03:36 - Denize kıyısı olan bir şehir

0 yorum:

Yorum Gönder