Bazen anlaşılmadığımı düşünüyorum. Ama bazen. Keşke boşverebilsem.
Ama kafamda bir münzevi hayatı var.
Kendime ait dağ evimde, insanlardan uzakta, tüm saçmalıkları boşvermek...
Benim dışımda evde yaşayan tek canlı, bir köpek -ki sanırım bu en güzel seçim olur-..
Şöminemin önünde bir sandalye, masanın üstüne birkaç Bukowski kitabı, belki biraz şarap. Öyle whiskey falan deyip filmleştirmiyorum da...
Eğer edinebilirsem bir gramofon, eski plaklar...
Gün boyu tıngırdayacak arkaplandan müzik. Ne çalacak dersen, The Smiths çalacak. Hepsini yazamam zaten ama başlıcaları var tabi.. İsimlerini yazmak yerine bi cover yaptım (yazının sonunda). Coverdaki sanatçılar olacak, çalacaaak çalacak... Morrissey hiç susmayacak.
Can baba hep küfredecek, Bukowski hep eleştirecek, bende zevkle okuyacağım.
Saçmalıklar, gereksiz insanlar, tuhaflıklar, mide bulandırıcı davranışlar, insanların sahip olduğu iğrençlikler; tüm bunları geride bırakıp inzivaya çekilmek.
Goethe'nin de dediği gibi "Anlamayacaklara anlatma sakın bilebileceğin en güzel şeyleri." Bende anlatmayacağım kendimden başka kimseye. Hayattaki benim için değerli olan şeyleri yanıma alıp herkesi terk edip "kendine gitmek". Boşvermek.
Iı.. Bi düşünsene, hayali bile çok güzel..
* 'Et parçası ve ruh' karışımı bir objeden başka birşey değilsin ve şimdilik ölümümüne kadar hayattasın. "Güzelleş be oğlum, şimdilik ölümüne kadar hayattasın.."

0 yorum:
Yorum Gönder