Subscribe:

Pages

Kaset Misali





"Geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar."

Kumsaldayız. İzmir'in apartmanlaşmamış güzel bir tatil beldesinde denize giriyoruz. Altımızda arabamız, evimiz de yakında...

- Başa sar Burak!

Tatil için tüm hazırlıkları yapıp yola koyuluyoruz. Kendimize playlist yapıyoruz yol için, bolca Yeni Türkü şarkısı atıyorum listeye. Arabada dinlemeye koyuluyoruz şarkıları, benzinimizi alıp yola çıkıyoruz.

Yol boyunca bize binbir çeşit şarkı eşlik ediyor, Ezginin Günlüğü çalıyor örneğin.. Yeni Türkü'yü sonlara ayırıyoruz. Biraz neşelenip onları da dinlemeye koyuluyoruz sonra. Yolda birkaç mola veriyoruz. Sigara bu ya, arabada rahat içilmiyor meret, oturup biryerlerde çay eşliğinde yakıyoruz sigaramızı. Denizi yanımıza alıp yollara düşüyoruz yine.

En yakın arkadaşlarınla gezmeye, bir yerlerde oturmaya bile bayılırken kalkıp hep beraber denize gidiyoruz. Mutluluktan gözlerim kısılıyor -yo hayır güneşten değil canım-. Hava sıcak, hem de çok sıcak. Denize yaklaştıkça dinlenecek şarkıları tüketiyoruz, kendimize bir uğraşı -bir keyif unsuru da denebilir- arıyoruz. Radyoyu açmak geliyor aklımıza. Arka koltuktan kumandayla kontrolünü aldığım radyonun frekansları arasında geziyorum. Biraz yüksekçe -tepelik mepelik işte, sen iyi bilirsin- bir yoldan geçtiğimizden olacak sadece iki kanal net çekiyor. İlkinde pek sevdiğimiz şeyler bulamadığımızdan -bi'de çok reklam vardı da ondan yani- diğer kanala geçiyoruz. Bir Yunan kanalı çıkıyor karşımıza, şaşırıyorum. Arkadaşım alışkın olduğundan gülüyor şaşırmama, "Midilli Adası tam karşımızda olacak bak" diyor.

Uzansam neredeyse dokunacağım gibi geliyor, "orası Yunanistan işte" diyorlar.

- Orası Yunanistan.

Yazlığa varıyoruz, eşyalarımızı bırakıp hemen şehrin ana sokaklarına, parklarına ve yürüyüş yerlerine atıyoruz kendimizi. Sahil kenarında yürüyoruz. Varana kadar akşam saati olduğu için denizde kimsecikler de yok. Kumsala gecenin sonunda ineceğimizi ben bilmiyorum tabi o zaman, sahil yolundan insanların içinden yürüyoruz. Birbirinden farklı - yaşadığı şehir olarak da, kişilik olarak da- insanlar arasından geçiyoruz. Bir kafe seçip oturuyoruz. Daha sonra o kafede ne bira içmediğimiz kalacak, ne nargile, ne saatler süren batak partileri... İlk gündeyiz ve ben ilk kez buraya geliyorum. Yani bilmiyorum hiçbir yeri,  hiçbir şeyi.

Kafede oturup biraz sohbet ediyoruz, tatil haftamızın planını programını yapıp aşktan meşkten konuşuyoruz öyle. "Yalnızım ben" diyorum, "çok yalnızım!"

Yemek yiyoruz, tatlı -ne tatlısı ya dondurma işte misler gibi- falan atıştırıyoruz sonra, çıkıyoruz yine insanların arasına sahil yoluna. Görmeniz gerek, sanki tüm ilçe halkını Tanrı özene bezene yaratmış gibi. Kızları inanılmaz güzel, rahat ve sıcakkanlı. Erkeklerini geçiyorum, o grupta biz oluyoruz zaten canım. İnsanın hiç ayrılmak istemeyeceği bir yer burası. Ömrünüzün kalanını geçirmek isteyeceğiniz kadar güzel bir yer.

Sonrasını anlatıyorum ama ileri al tuşu sıkışmış.

Deniz, kum, güneş, onlarca bira, onlarca paket sigara, günlerce süren batak partileri, en yakın arkadaşlarla geçen bir hafta, nasıl geçtiği anlaşılmayan rüya gibi 6-7 gün ve geri dönüş.

Midilli Adasına yüzmek istedim o gün. "Ne olacak ki, dinlene dinlene gidersin, aşırı yakın" dedim, gülümsedi arkadaşlarım. Ama çok istiyordum ki ben. Banane, yüzücem oraya. 


+ İleri alırken o kadar çok şey atladın ki, o kadar olur!  
- Geri sarmaya ne dersin?

Şimdi yazının yukarısına çık ve olayların başı olduğunu düşündüğün yerden başla.

+ Ne oldu?

- Başını da kaçırmış olmalıyım, hay aksi!



Hayatımın en güzel günlerinden birkaçını geçirdim orada. Arkadaşlarımdan birinin doğum gününü kutladık, hem sevdiceği de geldi.

+ Ben yalnızdım.

- Sen hep yalnızdın şapşal.



"Yunan radyosunu açık unutmuşuz."
Burak

0 yorum:

Yorum Gönder