Subscribe:

Pages

Mesafeler ve Yel Değirmenleri



Tatile giderken yol üstünde yel değirmenleri vardı, yüzlercesi hem de. O kadar güzeldiler ki, bembeyaz gelinliklerini giymiş gelin güzelliği vardı hepsinde. Rüzgarla evlenecekler belli ki, baksana hiç ayrılmıyorlar. Oysa o kadar yalnız duruyorlar ki. Vitrindeki mankenler misali, üzerlerinde gelinlik olup da yeryüzünün tenha kesimlerinde yalnızlıklarına terkedilmiş güzellikler... Belli ki sakinlikten hoşlanıyorlar ağırbaşlı arkadaşlarım. Başları dönmüyor mu ki, çok merak ediyorum.

Birbirlerinin dostu olmuşlar ancak yalnızlıklarına bir çare bulamamışlar, sanki sevdiklerinden uzaktalar gibi. Damarlarından elektrik geçiyor onların, kessen elektrik akacak bileklerinden oluk oluk.

Onlar da benim gibi mesafelerden şikayetçiler, sevdiklerinden uzakta sürekli çalışmak zorunda olan dostlarımın içini bilirim ben; kalpleri yanıyor üzüntüden, içleri buruk. Başları düşüyor mesafelerden konu açıldıkça, "sen bilir misin sevdiğinden uzakta olmak nedir" diyorlar, "iyi bilirim" diyorum. -Keşke bilmeseydim.-

Mesafeler sevmeye engel değil de, insanın aklını alıp gittimi biri, şaşkına dönüyorsun; öylece kalakalıyorsun ondan uzaklarda bu şehirde. Şarkılarla arıyorsun önce onu, sonra geceler giriyor aklına. Geceler boyunca onu düşünüyorsun. Sonra geceler de kaçıyor senden uzaklara, şarkılar da eşlik etmiyorlar sana. Bir başına kalıyorsun odanda, yatağına sığınıyorsun sonra. Gözlerini tavana dikip onu canlandırıyorsun gözlerinde. Ama günler geçtikçe gidiyor gözlerinin önünden silüeti. "Bu böyle sürmez" deyip umutsuzluğa bile kapıldığın oluyor. Oysa bir resim parçasına sarılıp uyumaya bile razı olan gönlün, yokluğun tenhalığında yok olup gidiyor. Bedenini yatakta bırakıp, ruhunu göndermek istiyorsun O'nun yanına, başaramıyorsun. Ruhun da can çekişiyor seninle. Bedenin ruhunun boynuna sarılıyor. Karanlık da ruhunu boğuyor, nefeslerine su misali batırarak seni.

Sonra?

Dedim ya herşey terketmeye başlıyor seni; önce şarkılar, geceler, evler ve yollar... Sonra görüntüler, hayaller, insanlar... Yalnızlığının bataklığında kuruyorsun. Ellerin onun ellerini arıyor, omuzların başını. Gözlerin, onun içini eriten o tebessümünü aramaya çıkıyor sonra. Ruhun yollara düşüyor, her yerde onu arıyor gücü kalmayıncaya kadar. Sonra bir yolkenarında, eski bir evin kapısında, merdivenlerin önüne yığılıp kalıyor. Sokaklara düşen ruhun köprü altlarında şarap şişeleri arasında buluyor kendini. Her gün farklı bir evin kapısı önünde merdiven boşluğunda yatıyor uykuya.


Bir gün...


Bir gün önünde uyandığı kapının biri ardına kadar açılıyor. İçerden beyaz bir ışık süzmesi beliriyor. Gözlerini kısıyor aramaktan yaşlanmış ruh, koluyla örtüyor gözlerini. Derken ışık git gide azalıyor, bir insan beliriyor kapıda. Gittikçe daha da belirginleşiyor yüzü.





Bölüm 2 "Kavuşma"

Uzun zamandır aradığın o silüet bir anda karşında beliriyor. Mesafeleri alt edip kavuşuyor elleriniz. Öyle güzel, öyle sımsıcak sarılıyorsunuz ki, yoldan geçenler bir anda başını size çeviriyorlar. İnsanlar imrenerek bakıyor aşkınıza. Zorlukların üstesinden gelen, birbiri için yaratılmış iki kişinin inatla sevmeye devam edişini hayretle ve şaşkınlıkla izliyorlar.

Ruh bedenine geri dönüyor.


Aradığı bedenin O'nun bedeni olduğunun farkına varıyor ruh, tek bedende iki insan olmayı, tek bir cana dönüşebilmeyi keşfediyorlar sonra. Birlikte olmanın "bir olmak" anlamına geldiğini anlıyorlar.
- Bir oluyorlar.


Elinden tutup koşturmaya başladığımızı hatırlıyorum "gelecek"te günün birinde. Geçmişteki acıların geçmiş olmasını bekliyorum. Kahkahalar arasında sahil kenarındaki yeşilliklere varıyoruz sonra. Uzanıp deniz meltemini ruhumuzda hissediyoruz. Başımı karnıma koyuyor, birlikte bulutlardan şekiller çiziyoruz.

+ Bu ne peki?
- Boynuzlu bir at, bir Unicorn!
- Bu ne öylese, şimdi de sen söyle?
+ Bir melek, baksana kanatları var. Keşke yeryüzünde olsalar, o zaman her istediğimde seni bana - beni sana  götürürlerdi.
- Biliyor musun, bence melekler aslında yeryüzündeler...

Melekler aslında yeryüzündeler.

-Göz perdelerim iniyor.- "Kestiiik! Çok güzeldi gençler, ancak son sahneyi tekrar çekmek istiyorum; son sözünü söylüyorsun ve kızı dudaklarından öpüyorsun, anlaşıldı mı?"
...
"Hazır mısınız?"
"Işıklaaar, motor!"

Burak

0 yorum:

Yorum Gönder