Zamansız gelmişim seni bulamıyorum.
Çalmadığım kapılardan çıkıp duruyorsun; girmediğim evlerde yaşıyor, almadığım solukları alıyorsun. Düşler sokağında koşturuyorsun, yoruluyorsun. Tam yakaladım sanarken birden dağılıp toz oluyorsun. Yetmiyor gücüm, erişmiyor sesim, tükeniyorsun.
Derin denizlerde yaşıyorsun ve ücra bataklıklarda can veriyorsun benliğimi de hapsederek kendine. Nefes almama izin vermiyorsun.
En sert içkiden daha sert bir gerçeklikle yakıyorsun genzimi; yakıyorsun kalbimin ta içini ve eritiyorsun fikrini beynimdeki.
Geniş adımlar atmayı seven bana bile kısa adımlar attırıp yerinde saydırıyorsun, kilometrelerce yürümüş olmama rağmen hep bir noktada bırakıyorsun beni. Maratonlara alışkın değilim ben, kalbim kaldırmıyor. Ahh, şimdi biraz daha nefes alabilmeyi o kadar çok isterdim ki! Şırıngalar saplı bir ruhu kemiren, ruh hastası farelerle uğraşıp duruyoruz hayatın sahte buharının cehennem sıcağında. Cehennemin tanımını yeniden yapıyoruz, alevleri ışık süzmelerine gömüp cennete çeviriyoruz ortalığı ve cehennemin hesabını kesiyoruz. Cenneti soruyoruz yitirdiklerimize, derin bir denizde balık avlayan denizciler edasıyla sevdiklerimizi arıyoruz, "cennette".
Yüksek adımlar atıyoruz gökyüzüne. Gündüz bulutlardan sarkıyoruz yere, geceleri yıldızlardan samanyolu yapıp yürüyoruz yollar boyu. Ay ışığından rahatsız olsak da denizin aşık olduğunu biliyoruz aya, sesimizi çıkarmıyoruz. Rüyaları rahatsız etmiyoruz, sevenler birtek orada buluşuyorlar diye. Ama ateşi gerçekliğin meşalesiyle körüklemekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Başa çıkamıyoruz düşlerle, baş edemiyoruz hayallerin zehirli gözyaşlarıyla ve dalıp gidiyoruz, derinliğinden korktuğumuz denizin dibinde buluyoruz kendimizi. Yukarı çıkmaya çalıştıkça dibe vuruyoruz, kurtulamıyoruz.
Dedim ya, nefes alamıyoruz. Bütün gün düşyaşı döküyor bulutlar, yüreğimizi eritiyor ılık hayal damlaları. Oysa gerçek bir çift el dahi koruyabilir tüm bu "doğal" felaketlerden bizi. Gerçek bir çift göz, görmemizi engelleyebilir bu hüzün bulutlarını -ki bulutlar bazen ayağımıza takılıp gökyüzüne düşmemize neden olurlar.-
Yok oluyoruz, toza dönüşüyoruz, bir masa üzerinde birikip duruyoruz. Sonra biri çıkıp üflüyor bizi dünyaya doğru. Toz yutuyor küçük çocuklar, hasta oluyor. Zehirleniyor hayalperest kargalar ama ölmüyorlar. Martılardan öcünü almak için yola çıkıyorlar.
Kargalar martıları katlediyor, toplu mezarlar yapıyorlar onlara. Beyaz tüyleri yeryüzünü kaplıyor martıların, ardından bulutlarda birikmiş martı sesleri dökülüyor yere. Mezarlarından gözyaşları taşıyor martıların. Yaşlar kadehlere doluyor, şarap misali içiyorlar gözyaşlarını, kadehler boşaldıkça sarhoş ediyor hayalperest kargaları. Denizin sokak çocuklarının gözyaşları kan oluyor sonra. Kan kusuyor kargalar, martı çığlıkları arasında kendilerini cehennemin en dibinde, gözyaşlarından alevler içinde buluyorlar. Dehşetler içinde acı çekerek can veriyor kargalar. Martılar cennetin beyaz bulutları arasında kaldıkları yerden devam ediyorlar uçmaya, kargalar ise kendi yarattıkları cehennemlerinde kan banyosu yapıyorlar. Çığlıklar şişelere doluyor.
Sen de koy bir kadeh.
Burak


0 yorum:
Yorum Gönder