Subscribe:

Pages

Sus Oldu Pusa Büründü Hisar


j'ai si aimé cette femme,
que ma maison sent la rose.


Saat sabaha karşı 4:40'tır. Greyfurt suyunu sıkmış, duygu derinliğinin içinde boğulurcasına içine bakarsın -uzaklara bakarmışçasına-. Fazla seveni olmadığı için çok seversin greyfurtu. Çünkü bilirsin sevilmeme hissini, yalnızlık duygusunu. O yüzden herkese inat çok seversin greyfurtu. Her insan yalnızdır diye geçirirsin içinden. Her insan yalnız doğar, yalnızlığı yaşar ve yalnız ölür. Kötü bir histir, kimi zaman ruhunu inletir insanın.

O kadar çok düşünme çocuk derdin uzakta olmasaydın. Ne çok "uzakta"larımız var değil mi? Mesafelere küfredersin. Mesafelere hep küfretmişsindir zaten. Ağzı bozuk bir sürüngensindir ve bunu en iyi sen bilirsin. Lanet olsun mesafelere, canları cehenneme!

Uzaklar zordur. Araya yollar girer, duvarlar örer duygularına. Beyninde yankılanıp durur geceleri, uyutmaz da adamı. Berbattır mesafeler. Sabit duran bedenine inat ruhunu sallar durur bir deprem tedirginliğinde.

Keşkeler yönetmeye başlar sonra düşüncelerini. Hayallerin eriyip gider, buz gibi soğursun rüyalardan. Gerçeklikle dansa kalkarsın, ilk valsi lutfeder sana. Duraksamadan sallanır durur bedenin, kafanın saniyeden daha kısa bir sürede dört bir yana milyonlarca hareket yaptığını hissedersin. Ama göremezsin.

Göremezsin, çünkü gerçeğin kelimeleri tuzludur. Kör eder insanı. Önce gözlerinden yaşlar süzülür yavaşça, sonra cehennem alevinde yandığını hissedersin, sonra gözlerin süzülür -yanaklarından-.

Bir şekilde kör edilmedik mi zaten hepimiz? Kaçımız amacımızı biliyoruz, kaçımız yürüdüğümüz yolun sonunu görüyoruz? Hangimiz biliyor geleceği*?

-Ben söyleyeyim:
Eğer bekliyorsanız,
"Gelmeyecek*"
Ümit ediyorsanız, beklemekten başka birşey gelmiyorsa elinizden,
"Olmayacak"
Seviyorsanız, hemde çok seviyorsanız,
"Sevmeyecek"
Unutacağınızı sanıyorsanız,
"Unutamayacaksınız"
Geçecek sanıyorsanız,
"Geçmeyecek"

Bu kadar karamsar olma adamım, bu kadar kötü düşünceye ve karamsarlığa ne gerek var diyor genç bir çocuk. Kafamı çeviriyorum, gözlerine dikiyorum bakışlarımı. Derin derin süzüyorum önce gözbebeklerini. Ben baktıkça heyecandan büyüyor gözbebekleri. Sonra gözlerindeki parıltılara bakıyorum, beyaz ve umut dolular. Pırıl pırıl parlayan gözler bir anda simsiyah oluyor, ben baktıkça buz kesiyorlar. Gözlerim herşeyi bir bir anlatıyor gözbebeklerine, öfkeyle dinliyor çocuğun gözleri. Ve sonra anlıyorlar. Anlamış olacaklar, çünkü "haklısın" sözcüğü çıkıyor gözbebeklerinden. Dudakları uzaklara bakmaya başlıyor sonra, kaşları gerçeğe nefreti kokluyor, kulakları sessizliği görüyor.

Sanırım kafası karışmış sözcüğü en çok çocuğa uyuyor o an. Samimiyet ruhunu teslim ediyor, geçiştirici cevaplar yaşama atılıyor sonra. Korkunun etrafında dans ediyor gerçeğin laneti. Düşler ve 'düşlemde mor bir aşk' gitgide pembe bir buhara dönüşüyor. Yalnızlığın samimiyetsizliğinde, ütopyalar ülkesi bir anda martı çöplüğüne dönüşüyor. Uykusuz, aksi ve lanet martılar! Defolun bahçemden, defolun!

'Sanki gelecek gibi', sanki geçmiş gibi...

Şimdiki zamanda sıkışmış gibi...

O gün gelmedi. O gün, gelmedi.


'Vapur dumanı' havayı kirletir. Martılar rahatsız olur vapur dumanından. Sigara dumanı gibi ciğerlerine dolar martıların duman. Kirletir gökyüzünü, tıpkı hayatlarımız gibi. Öldürür martıları, tıpkı bizler gibi.

qu'on me la donne ou pas,
je m'en fous complètement.
 

 
Sigarayı bırakmamaya karar verdim, zaten onun kadar vefalısını görmedim.

Bir yolculuğa çıkmıştım; kendime geldim, dönmeyeceğim.
-Peki.

Özür dilemiyorum. Sen kazandın Paris.
- Saat 5:20 oldu, biraz uyu. Rüyanda daha rahat çığlık atabiliyorsun en azından.

Kız Kulesi ne güzel değil mi?
- İntihar etmiş, oradan atlamış.
"Kız Kulesi Aşkları"
-  Kız Kulesi Beyaz İken
"...ne güzel filmdir."
- ...ne güzel şiirdir.

Kız Kulesi dünyanın merkez noktasıdır.
- Saçmalık!


Saat artık 5:40'tır.
Burak

0 yorum:

Yorum Gönder