Hani bazı adamlar vardır ya; gülümsemesinin altında bile hüzün saklayan, dokunsalar kırılacak gibi olan, kurduğu cümleleri her daim içten olan, tertemiz kalpleriyle gözlerinden melankoli damlayan adamlar. Yaşamadığı acıların bile derdini bugünden çeken adamlar vardır ya, sakin tavırlarıyla kendilerini hep bir adım geri çeken, insanları arkadan izlemeyi tercih eden, gözbebeklerine düş bahçeleri yerleştirmiş adamlar. Bazen tek bir cümleyle boğazda düğüm olup takılan adamlar olur ya hani, grinin bütün tonlarını saklarlar ya yüreklerine, gözyaşları bile siyah akan adamlar vardır böyle. “Seni kim üzdü bu kadar” diye sorasınız gelir hani, ruhundaki yaraları sarmak istersiniz de elinizi uzattığınızda asla yetişemezsiniz. Hüznü huzur bellemiştir bu adamlar, duygusallığın en yoğun halini görürsünüz onlarda. Gözlerine baktığınızda “affet beni” sözlerini kulağınızda çınlatırlar böyle adamlar, işlemediği günahların suçlularıdır.
Ses telleri her daim dokunaklıdır bu adamların. Yumuşacık bir ton vardır kelimelerinin size uzanan kollarında. Üzülürken üzerler. Kalpleri sonbahar mevsiminde takılıkalmıştır. Yağmurlu havaların insanlarıdır, çiseleyen su damlalarına manalar yükleyen yegane adamlardır bunlar.
Karanlıktırlar, çaktığınız her kibrit daha tutuşurken söner böyle adamlarla beraberken. Kelimeleri içinizi titretir. Çızırtılı plaklara hapsettiği sesini, hüzünden olma huzur perdeleriyle gizleyen nadide adamlardır.
Dinlerken “herşey çok güzel olacak” fikrini aklınıza kazırlar ve aynı zamanda ağlama isteğiyle tutuştururlar sizi. Yorgun argın işten yada okuldan eve dönerken yanınızda taşıyıp iç geçirmeler eşliğinde size eşlik etmesini isteyeceğiniz birileridir onlar. Acıdan düş banyoları yaparlar ve buhar dolu sesleriyle sıcacık bir duş etkisi bırakırlar üstünüzde. Akıp gitsin istersiniz sesi, boynunuzdan ayak bileklerinize kadar. Sesi kulaklarınızdan ruhunuza akarken bir şeyler koparıp götürür içinizden.
Naif olduğu kadar tatlı, hüzünlü olduğu kadar şirin, duygulu olduğu kadar dolu, melankolik olduğu kadar zeki ve yeteneklidirler. Çekingen ve alçakgönüllüdürler. Mütevaziliklerine vurulursunuz. Kendinizi bu adamların görkemine bırakıverirsiniz ve artık siz o olursunuz, onun bir parçası olursunuz.
İşte böyle bir adam Jay-Jay Johanson. Benim en çok dinlediğim sanatçıların başında gelen, kendimi rahatlıkla özdeşleştirebildiğim, “benim 42 yaşındaki halim” diye tanımladığım bir adam. Bahsi geçen adamların emsali.
“Yapılan röportajlarda neden bu kadar hüzünlü olduğu ve o acı dolu sözleri nasıl yazabildiği sorulduğu zaman; karısının kendisini nasıl terkettiğini, bir anda 20 kilo nasıl verdiğini, hayatının çok keskin bir şekilde ikiye ayrıldığını, çünkü acı çekmediği zamanlar söz yazamadığını ve ilginç bir şekilde hayatının hep acılar içinde geçtiğini, mutlu olmayı müzik yapmaya tercih edeceğini fakat bir türlü mutlu olamadığını ve hep söz yazmak zorunda kaldığını söylemiştir. Trip-hop ve jazz soundlarını birlikte kullanır ve kendi müzik hayatına başlamadan önce bir süre Portishead’le birlikte çalışmıştır.”
18 Aralık‘ta İzmir Noxx‘ta konserine gitme şansını yakaladığım yegane adam. Yalnız gideceğim ilk konserim olması yönünden de benim için çok önemli bir güne imza atacak olan adam. Yağmurlu havada dinlenebilecek belki en güzel konserin sahibi adam.
Hadi güzel adam, hayatımın en unutulmaz günlerinden birini yaşat bana. Yağmur, yalnızlık ve sesin...
Ölüm huzurunu tatmak için geliyorum.
Ölüm huzurunu tatmak için geliyorum.
Burak - Aralık 2011
0 yorum:
Yorum Gönder