Bugün kızımızı gördüm. Sokakta koşturup duruyordu. Arkadaşlar edinmiş kendine, gülüp koşuşturuyor ordan oraya, oyunlar oynuyorlar sokakta. Öyle güzel bir bilsen. Gözleri aynı sen. Yada ben, bilmiyorum. Çok güzel gözleri var. Güzelliğini senden aldığı şüphesiz tabi, deliliğini de benden heralde. Öyle yaramaz ki... Yerinde durmuyor kerata, hep biryerlere gitme isteği, sokaklarda oynama çabası. Evde tutamıyoruz, özgürlüğüne de düşkün mü düşkün... "Ben bu eteği giyeceğim, ben parka gideceğim, falancanın kızı çağırıyor, ben kaçtım babacıııım..."
Yürümeyi öğrendiği gün dün gibi aklımda oysaki, ya da ilk bisiklet binişi, düşüp dizini incitişiyle yanına fırlamamı, yere düşürdüğü dondurmaya üzülüşünü görünce iki tane dondurma birden kapıp iki eline birer dondurma verişimi, ikinizin ilk kez iş çıkışımda bana sürpriz yapıp bir kafede doğum günü kutlaması yapışımızı.. Hepsi daha dün gibi aklımdayken kızımız büyümüş de okula başlamış; yaramaz mı yaramaz, haylaz mı haylaz ama bir o kadar da güzel mi güzel bir kız olmuş. Belime sarılıyorsun, uzaktan onu izliyoruz, kulağıma "bizim kızımız" deyişin içimi öyle bir eritiyor ki.. Sonra daha bir sıkı sarılıyorum sana, yanıbaşımdasın. Yanımıza geliyor; "anne, voleybol oynamaya gidebilir miyim?" diye soruyor sana, izin istemeye sana geliyor. Bana sormuyor bile, onu asla kıramadığımdan, hiç geri çeviremediğimden ebeveyn ağırlığını sen üstlenmişsin, otoriteni sen kuruyorsun. Bir düşüneyim edalarıyla gülümsüyorsun; "anne, lütfeeeen" lafını duyunca, "peki bakalım, çok terleme ama, üşütüp hasta olursun sonra" diyorsun. Arkasından "terli terli soğuk su içme" diye sesleniyorum ama beni duyduğunu pek sanmıyorum. Koşarken birden yavaşlayıp "peki babacım" diyor, ama sorsan ne dediğimi bilmediği belli, gözlerinde heyecan ve neşeyle arkadaşlarının yanına koşuyor. Voleybol oynayacakmış, pek mutlu.
"Bişeyler içelim mi?" diye soruyorsun, "içerde sana bişeyler hazırlayım, muhabbet ederiz." Peki diyorum, içeri giriyoruz. Kocaman bahçeleri olan evlerden oluşan mahallemizin en sade evlerinden biri bizimkisi, balkonu da pek güzel hani. İçeri girdiğimizde kendimizi balkona atıyoruz, yanyana oturup sarılıyoruz birbirimize. "Aklına gelir miydi?" diye soruyorsun. "Ne gelir miydi?" diye sorup afallıyorum. "Bu günler, böyle bir hayat. Kızımız, ailemiz, biz..." deyince, "gelmez olur mu hiç" diyorum. Aklıma gelmez olur mu hiç...
Bugün kızımızı gördüm, güzel bir rüyaydı. Hiç uyanmamak istedim, ama gözlerimi açmam gerekiyordu. Gerçek olacak dedim, inandım. Güne gülümseyerek başladım. Bir fincan çay koydum kendime, sonra bir sigara yakıp uzaklara bakakaldım. Dalıp gitmişim, yalnız olduğumdan olsa gerek, kimse de gelip "yine nerelere daldın be oğlum" demedi. Daldıkça daldım. Hayaller kurdum. Ama bu sefer her defasından bir adım daha öteye gittim. Bir adım daha ileri. İnandığım herşeyi başardığımı biliyordum, birçok insanda olmayan o hırsımı kullandığımda, kendimi dizginlediğimde her hayalimi gerçekleştirdiğimi biliyordum. Ne yaptım biliyor musun? Bugün iki kez inandım. Daha çok güvendim. Daha çok, daha çok.
Günlerce finallere girdim, sınavlarıma çalıştım, geleceğimi sağlama almak için uğraştım. Sonra yeni bir eve çıkmaya karar verdim, saatlerce güneşin altında ev aradım. Buldum ve kendime yeni bir 'başlangıç pozisyonu' aldım. "Hatalarımı" geride bıraktım. Kontratın altına adımı yazıp imzaladım. Gittim eski evime hoşçakal dedim. Sonra ailemin yanına gittim, onlara ve eşyalarıma son kez veda ettim. Bitirmem gereken son birkaç sınava selam durdum, sayfaları çevirdim. Kitaplarımı ve şarkılarımı sırtladım, hayallerimi ve arzularımı kucakladım. Evime geldim, onları birbir yerleştirdim. Sonra seninle konuşmayı denedim; bekledim, cevap vermedin. Beklerken uyuyakaldım.
Sonra bir rüya gördüm, kızımız vardı. Sen hiç uçurumdan düşmüş gibi hissettin mi?
Burak

0 yorum:
Yorum Gönder