Subscribe:

Pages

Core of Nature




Bugün uyandığımda yine o iğrenç günlerden biri olacak dedim kendime. Yine o birbirinin aynı, sıkıcı ve amaçsız günlerden biri daha. Kalktım, yatağı toplamamla suyu ısıtmam bir oldu. Koyu bir nescafe yaptım kendime. Saat insanların öğle dediği saatlerdi. Benim için ise gün yeni başlıyordu hatta daha okula gidecektim, o hergün görmekten sıkıldığım fakülte adındaki eski binaya. Müziksiz edemem, bilenler bilir. Kahvemi elime aldığımda arkadan Midlake mırıldanıyordu. Birkaç albüm atmışım playliste, loopta en çok “Acts Of Man” ve “Core Of Nature” dönüyor tabi. Sonra ekşi’yi kontrol ediyorum. Hoşuma giden tek şey  ‘bu hafta dikkat çekenler’e entry sokmam oldu son günlerde. Bir Turgut Uyar dizesi yardım etmişti buna. Borçluydum Turgut Uyar’a. Hatta hepimiz biraz borçluyuz bence Turgut Uyar’a. Birkaç başlık okuyup sözlükten çıkıyorum sonra. Yola koyuluyor, fakülteye giriyorum. Hukuk dersim var, sınıf aşırı kalabalık. Cehennemden bir gün yine. Derken 10 dakika aksayan ders sonunda bir öğrenci gelip hocanın okulda olmadığını söylüyor, seviniyor millet. Arkadaşını, sevgilisini, dostunu vs. alan Küçük Park’a gidiyor. İzmir’i bilenler bilir, kafelerin ve barların olduğu şirin ve öğrenci temalı bir sokaktır Küçük Park. Arkadaşlar çağırıyor, beraber çıkıyoruz fakülteden. Yolun ortasında vazgeçiyorum. Sıkılıyorum kalabalıktan; insanlardan haz etmiyor, onlar yanımda olmadığında daha mutlu oluyorum. Sorgusuz sualsiz ayrılıyorum herkesten. Kitapçıya giriyor, bir Bukowski kitabı alıp çıkıyorum. Fakülte’ye -sınıfıma- dönüyorum tekrar. O ayyaş sürüngen adamı okumayı daha çok seviyorum birçok şeyden. Yolda birkaç sigara yaktığımı sanıyorum. Son sigaramı kapı önünde içip sınıfa giriyorum. Yüzlerce kişilik koca sınıfta bir allahın kulu yok. Tam istediğim gibi bir ortamda buluyorum kendimi. Kendimle başbaşa. Nefes verdiğiniz halde almadığınızı hissedersiniz ya, işte tamda öyle bir hisle kaplı içim, geçiyorum sıraya. Gözlerimin önünden yaşamımın boğukluğu geçiyor, sanki yüksek bir dağda sisler içinde yolunu bulmaya çalışan kaybolmuş bir yabancı gibi, ben gibi. Sisler dağılmak bilmiyor.


Nefes veriyorum, aldığım söylenemez.

İkinci dersin saati yaklaşıyor. 200 sayfalık kitabı bitiriyor, içten içe gülüyorum. Kitaba verdiğim paraları düşünüyor, kendimle alay ediyorum. Öğrenci hayatı nasıldır bilirsiniz, paranın nasıl bittiğini anlamazsınız ya hani. Ben anlıyorum, kitaplar. Kahrolası ayyaş sürüngen adama çok para verdiğim kesin. Değdiğini düşünüyor, kendimi teselli ediyorum sonra. Yapayalnız bir halde, sınıfın arka sıralarına oturmuş, boğuk bir akşam saatinde kitap okuyan bir sürüngenim. Kaybedenin Önde Gideni‘yim. Ama hayatta çok az zamanda karşılaşılacak bir hissi tadıyorum. Koca sınıfta tek başına saatlerce kitap okumak.. Yalnız ve bitmiş bir adamım. -Kitaptan birkaç şiir işaretliyorum, belki blogda paylaşırım diye.-

İkinci ders bitiyor, eve geliyorum. Yine Midlake çalıyor, kafamın içinde “Acts of Man” yankılanıyor yine. Farklı albümleri koyuyorum playliste bu kez. Okumadığım Bukowski kitaplarına bakıyorum, birini seçiyorum. Öykü bu kez. Söylemeyi unuttum, Kasabanın En Güzel Kızı gözlerimin içine bakıyor.
“Yeşil” diyorum.
-Efendim? diyor.
“Gözlerim” diyorum, “yeşil.”

Yine aynı şarkı çalıyor “Core of Nature”
Sisler dağılmalı artık. Ormanda yağmurun yarattığı serin bir sisle boğuşuyorum bu kez, önümü bulmaya çalışıyorum.
Nefes alıyorum, verdiğim söylenemez.

Burak

0 yorum:

Yorum Gönder